11 Mart 2026
Karpuz, nasıl Filistin direnişinin sembolü haline geldi?

Karpuz, nasıl Filistin direnişinin sembolü haline geldi?

“`html

Son yıllarda resimlerde, sosyal medya paylaşımlarında emoji olarak ve hatta elden ele taşınan karpuz, Filistinliler için on yıllardır süregelen direnişin simgesi haline gelmiştir.

7 Ekim 2023’te İsrail’in Gazze’ye başlattığı saldırılarla birlikte, bu sembol yeniden global ölçekte dikkat çekmeye başlamıştır.

Time dergisinde yayımlanan bir haberde, karpuzun sembolik kullanımının yeni bir olgu olmadığı belirtiliyor. Bu durumun tarihsel kökleri, 1967’deki Altı Gün Savaşı’na kadar uzanmaktadır.

O dönemde, İsrail hükümeti, işgal altındaki bölgelerde Filistin bayrağının halka açık alanlarda sergilenmesini yasaklamıştı.

Buna tepki olarak Filistinliler, kesildiğinde bayrağın renklerini yansıtan karpuzu, bir ifade biçimi olarak benimsediler.


2007 yılında sanatçı Halid Hourani, “Karpuzun Hikâyesi” isimli eseriyle Subjective Atlas of Palestine (Öznel Filistin Atlası) kitabına katkıda bulundu. Bu eser, zamanla dünya genelinde tanınan bir simge haline geldi.

‘KARPUZ ÇİZİMİ YASAK’

Yasaklar yalnızca bayrağın gösterimi ile sınırlı kalmadı. Filistinli sanatçı Süleyman Mansur, 2021’de The National gazetesine verdiği bir röportajda, 1980 yılında Ramallah’taki bir galeride düzenlenen serginin İsrailli yetkililer tarafından kapatıldığını anlattı.

Mansur, o anı şu sözlerle aktarıyor:

“Filistin bayrağını çizmenin yasak olduğunu söylediler. Renkler de yasaktı. Bunun üzerine (sanatçı) İssam Bedir, ‘Kırmızı, yeşil, siyah ve beyazdan oluşan bir çiçek yapsam?’ diye sordu. Görevli öfkeyle, ‘O da toplatılır, hatta karpuz bile çizseniz, el konulacak’ dedi.”

İsrail, Filistin bayrağı üzerindeki yasağı 1993’te Oslo Anlaşmaları çerçevesinde kaldırdı.

Anlaşmanın ardından The New York Times gazetesi muhabiri John Kifner, karpuzun sembolik önemine dikkat çeken bir makale yazmıştı.

Kifner, “Gazze’de, ellerinde dilimlenmiş karpuz taşıyan gençler -bu, Filistin renklerini göstermek anlamına geliyordu- artık yasaklı bayrak sallarken askerlerin kayıtsızca yürüyüş kortejini izlediğini” ifade etti.

Karpuz simgesi, 2021’de Doğu Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde yaşayan Filistinli ailelerin evlerinden çıkarılmasıyla yeniden gündeme geldi.

Ocak 2023’te ise İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir, polise kamu alanlarındaki Filistin bayraklarını toplama yetkisi verdi.

Bu duruma tepki olarak Zazim adlı sivil toplum kuruluşu, Tel Aviv’de çalışan 16 taksinin üzerine “Bu bir Filistin bayrağı değil” yazısıyla birlikte büyük karpuz görselleri yerleştirdi.

Zazim Direktörü Raluca Ganea, “Hükümetin mesajımız açık: Her türlü saçma yasağı aşmanın bir yolunu bulacağız ve ifade özgürlüğü mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.


Portakal, zeytin ve patlıcan, Filistin kültüründe kimliklerinin ve direnişlerinin önemli bileşenleri arasında yer almaktadır.

DİJİTAL SANSÜRE KARŞI KARPUZ

Filistin bayrağını yasaklayan hükümetler, günümüzde bu uygulamayı sosyal medya platformlarının içerik denetim algoritmalarına devretmiştir.

Karpuz, on yıllardır yasaklara karşı direniş sembolü olmanın ötesinde, günümüzde Filistinliler ve destekçileri için dijital sansürü aşma aracı olarak tekrar önem kazanmıştır.

Washington Post’a verdiği demeçte, Avaaz sivil toplum kuruluşunun kampanya direktörü Fadi Kuran, Batı Şeria ve Gazze’deki nüfusun yüzde 70’inin 30 yaşın altında olduğunu belirterek, “Sosyal medya ve dijital araçlar, dünyaya açılan kapı durumundadır. Burada yaşananları duyurmak için bu platformları kullanmak zorundalar. Bu nedenle dijital baskılarla başa çıkmak için çeşitli yollar geliştirdiler” dedi.

Mayıs 2021’deki İsrail-Hamas çatışması süresince Facebook ve Twitter gibi platformların, milyonlarca Filistin destekli paylaşımı “teknik hata” bahsini gerekçe göstererek kaldırması, Filistinli kullanıcıların sansür korkusunu artırdı.

Hayfa merkezli 7amleh (Arap Sosyal Medya Geliştirme Merkezi) yöneticisi Mona Şitaye, İsrail yetkililerinin ve sosyal medya şirketlerinin Filistinlileri “çevrimiçi olarak susturma” çabasında olduğunu ifade ederek, “Kendi hikayemizi ve yaşanan ihlalleri paylaşmamızı engelliyorlar” bilgisini verdi.

Filistinli kullanıcıların, algoritmaları aşmak için geliştirdiği yaratıcı yöntemler arasında; yazılı kelimelerdeki harfleri değiştirmek (örneğin “şehit” kelimesini farklı biçimde yazmak), İngilizce paylaşımlarda “Palestine” yerine “P@lestine” gibi semboller kullanmak veya siyasi içerikli metinleri kişisel fotoğrafların altına gizlemek gibi taktikler yer almaktadır.

Fadi Kuran, dijital aktivizmin Filistin siyaseti üzerinde yeni bir etki yarattığını söyleyerek, “Artık kamuoyundaki tartışmaların tonunu, karizmatik ve iyi niyetli aktivistlerle etki sahibi isimler belirliyor” dedi.


Filistin bayrağını yasaklayan hükümetler günümüzde bu sansürü dijital platformların içerik denetim algoritmalarına devretmiştir. Filistinlilerin sesi olmak isteyenler, bu dijital engelleri karpuz sembolü ile aşmaya çalışmaktadır.

NEKBE’NİN SEMBOLÜ: HÜZÜNLÜ PORTALLARIN ÜLKESİ

Filistinliler için sembolik anlam taşıyan tek ürün karpuz değildir. Portakal, zeytin ve patlıcan da Filistin kültürü, kimliği ve direnişinde önemli yere sahiptir.

Yafa (günümüzdeki Tel Aviv) portakalı, tatlılığı ve kalın kabuğu sayesinde uzun mesafeli taşımacılığıyla uluslararası bir üne sahip olmuştur. 1948’de başlayan ve 750 bine yakın Filistinlinin topraklarından sürüldüğü Nekbe (Büyük Felaket) öncesinde, Yafa portakalları Filistinli çiftçiler ve tüccarlar için hayati öneme sahip bir ihracat ürünüydü.

Dolayısıyla portakal, edebiyat ve sanatta ulusal kimliğin ve kaybedilen vatanın sembolü haline gelmiştir. Filistinli yazar ve gazeteci Gassan Kanafani, 1958 tarihli Hüzünlü Portakalların Ülkesi adlı eserinde portakalı Nekbe’nin metaforu olarak kullanmıştır.

Bu öyküde, ailesiyle birlikte kaçmak zorunda kalan bir çocuğun gözünden, geride bırakılan portakal ağaçlarının acısı aktarılmaktadır. Bu ağaçlar, Filistinlilerin toprakla kurduğu derin ve köklü bağı simgeliyor.

TOPRAĞA KÖK SALAN DİRENİŞ

Filistin coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olan zeytin ağaçları, direnişin ve toprağa bağlılığın en köklü sembollerindendir.

Bu ağaçların yüzlerce yıl yaşayabilmesi, nesiller boyu aktarılan bir mirası ve Filistinlilerin topraklarındaki varlığının devamlılığını simgeliyor.

Aral Vadisi’nden 23 yaşındaki Nur el-Huda Akil, el-Cezire’ye verdiği bir röportajda, “Zeytin ağaçları yüzyıllar boyunca yaşayabilir. Eğer evimin önündeki ağaç 100 yaşındaysa, o toprakla otomatik bir bağım var” demiştir.

Zeytin hasadı, birçok Filistinli aile için önemli bir gelir kaynağı olmasının yanı sıra kültürel bir gelenektir. Ancak son yıllarda Batı Şeria’daki zeytinlikler, İsrailli yerleşimcilerin sık hedefi olmuştur.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2023 yılının ilk beş ayında Filistinlilere ait 5 binden fazla zeytin ağacı yok edilmiştir. Bu saldırılar, Filistinlilerin hem geçim kaynaklarını hem de toprakla olan sembolik bağlarını hedef almaktadır.

Filistinli edebiyat kuramcısı Edward Said için patlıcan, hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği sürgünde anavatanla bağ kurmanın bir yolu olmuştur. Said, Filistin kimliği üzerine kaleme aldığı After the Last Sky (Son Göğün Ardında) adlı eserinde, UNESCO Dünya Mirası listesindeki Battir köyünün meşhur patlıcanlarına özel bir yer vermiştir.

Said’in, ailesinin bu patlıcanlarla olan bağlılığını şu sözlerle ifade ettiğini hatırlatmalıyız: “Yıllardır hiç kimse Battir patlıcanını yememiş olsa bile, mükemmel patlıcanların ölçüsü hep ‘Neredeyse Battir patlıcanı kadar iyi’ olmuştur.”

“`

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir